“İnsanın Dört Zindanı” Notları

İnsanın Dört Zindanı / Ali Şeriati

İyi de kim bu Ali Şeriati? 

80 öncesi pek çok düşünürde olduğu gibi ( ki bu bir genelleme değil kişisel tespitimdir ) bir öğretmen. Bu sefer fars topraklarından.

Önce öğretmen okulu, ardından öğretmenlik.

Sonra tutuklamalar…

Üniversite ye giriş.

Sonra yine tutuklamalar…

Mezuniyet ve eğitim için Avrupa’ya gönderilişi. Fransa da Sosyoloji ve Dinler Tarihi alanlarında eğitim, araştırmalar ve önemli konferanslar.

Tabi burada da tutuklamalar…

İran’a dönüyor tekrar.

Daha sınırdan geçmeden tutuklamalar…

18 ay hücre de tecrit…

Özgürlüğü sonrası ülkenin pek çok köşesinde çok kalabalık kitlelere konferanslar konuşmalar.

Tekrar Avrupa yollarında.

Bu sefer tutuklama yok; ölüm var.

Yazarın kısa hayatı budur gençler. Tutuklamalar arasında bir yerlerde fırsat buldukça okumuş yazmış. Ama ben en çok hücre hapsine takıldım. Hücre hapsi dediğin iki gün olur, bir hafta olur; olmaz ya iki ay olur. Onsekiz ay nedir ya hu; insan, insan kalamaz çıldırır. Gerçi çok normal olduğu da söylenemez sanırım. En azında bu tür yorumlar mevcut hakkında. Ama çıldırmış ya da delinin teki olarak algılamayın hata edersiniz.

Kitapta İnsanın Dört Zindanı üzerine yapılan önemli konuşmalar, konferanslardan notlar mevcut. Sanırım tüm metinler bazı konferanslar için  ancak kısaltıldığını da düşünerek notlar demekte fayda var.

Ben burada kitabı değil de daha çok Şeriati‘nin üzerinde durduğu esas konu hakkında bir kaç cümle paylaşacağım sizinle.

Başlayalım;

Şeriati‘nin eğitim sistemleri üzerine çok derin düşünceleri ve çözüm önerileri var. Ancak bu çözüm önerileri yeni bir eğitim sistemi tasarımı yapmış ve bizlerle paylaşıyor şeklinde değil de yeniden oluşturulacak olan sistemin temel yapılarının ne olduğu üzerine.

Temel de tam anlamıyla insan var. 

Günümüz eğitim sistemlerinin (burada tarih 1940-1970 aralığıdır günümüz değil. Ancak günümüzde de durum faklı değil tabi ) insan temelinde olmadığı için çökmeye mahkum olduğu kanaatinde Şeriati.

Hepsi büyük bir iştah ve heves ile hazırlanarak hayata geçirilse de insan’ın hem beşer hem de insan tarafına hitap etmeli. Oysa bunlar sadece beşerden yanalar tercümesinde bir açıklaması var durum ile ilgili.

Hem sosyoloji kaynaklarından, hem dini kaynaklardan ve en çok da Kur’an da geçen “beşer” ve “insan” tanımlarından yola çıkıyor bunları söylerken.

Burada beşer; dünya üzerinde yaşayan, yaratılmış tüm varlıklar; insan ise; çok çok çok daha karmaşık ve gizemli bir mahluk.

Şeriati; hem “düşünüyorum öyleyse varım”, hem “başkaldırıyorum öyleyse varım” gibi pek çok temel insan tanımından yararlanarak varılacak en doğru yaklaşımın “başkaldırıyorum öyleyse varım” düşüncesi olduğu sonucuna da varıyor tabi.

Daha çok şeyler yazmayı planlamıştım bilgisayarın başına oturduğumda ancak şu an nedendir toparlayamadım cümleleri. Sanırım biraz daha hazmetmem lazım. Ama ufak bir örnek daha verelim öyle bitirelim.

Şeriati bir konuşmasında öğretmen öğrenci diyaloğu üzerinden bir örnek veriyor. Şöyle : 

Öğretmen : Tekbel herif, utanmıyor musun, iki yıldır hala aynı sınıftasın ?
Öğrenci : Asıl sen utanmıyor musun 25 yıldır aynı sınıftasın ?

Bu örnek ile değinilen konu çok güzel. Öğretmenlerinde en az öğrenciler kadar gelişime ve öğrenmeye açık ve sürekli gelişim halinde olmaları gerektiği.

İşte bu tam da günümüz için yazılmış bir cümle oldu sanırım.

Daha fazlası için kitap tavsiyedir. Zamanınız olursa okuyun değil, zaman yaratıp okuyun. Biraz aklınızı bulandırır, dertlenirsiniz.

hqdefault



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir