Sınav | Ömer Faruk Sorak

Bir Ömer Faruk SORAK eseri.

Başyapıtı, şaheseri, belki de en güzeli.

Hep en önce fragman.

Başlıyoruz.

Seyirciler hazır mı ?

Fragman tırt. Hiç bir şeye benzemiyor. Önce fragmanı izlesem filmi açıp da bakmazdım bile.

Bir kere “Jean-Claude Van Damme” var. “Filmimiz izlenmez, ne yapsak da izletsek” diye düşünürken getirmişler adamı gibi bir durum var fragmanda.

Dur dur sakin ol. filmi kötülemek için başlamadık yazmaya. Ama o fragman ne arkadaş.

Neyse biz konumuza dönelim. Az heyecanlanalım.

Önce siz şunu bi izleyin bakalım :

Şimdi daha iyi oldu sanırım.

Filmi bir Bursa/Kayseri seferi sırasında otobüste izlemiştim ilk kez yıllar yıllar önce. Zira o dönem üniversite sonuçlarını bekleyen bir ben var. Sisteme küfretmekle meşgul huysuz bir adam.

Filmi izledim, uykum kaçtı, canım sıkıldı, sabaha kadar yol bana ben yola baktım durdum.

Ama gereksiz bi huzur da oldu neden bilmem.

Bak hala filme gelemedik.

“Soğuk bir kış sabahı” diye girersem birazdan şaşırmayın.

Artık bi konuya gelelim. Ben de sıkıldım.

Bakın bu sahnede replik aynen şöyle :

“Düşünsenize, 8 yıl ilköğretim, 3 yıl da lise, 11 yıl. 11 yıl boyunca bu çocuklara neden hiç Dostoyevski okutmazlar hiç düşündünüz mü ? Bir şeylere uyanmasınlar diye. “

Eğitim hayatımızın daha kısa bir özetini bilen varsa dinleriz.

Devam…

Başka bir sahnede de hızlandırılmış kurslar ile ilgili yine Okan Bayülgen :

“Aman dikkat edin bu hızlandırılmış eğitim memleketimin hızlı trenlerine benzemesin sonra. Bir gün raydan çıkarsa yazık olur bu çocuklara “

Mevzu Okan Bayülgen değil tabi. Mevzu eli öpülesi bir senaryo.

Repliklere biraz ara verelim.

İsmail Hacıoğlu :

Görüp görebileceğiniz en iyi performansı. Lise öğrencisi olmasına alıştık zaten. Ama asıl olan annesi ile olan sahneleri.

İzleyelim :

 

Rüya Önal :

Tanımam, ama hayranlık uyandırıcı. Güzel sahneleri var. Ağır, ters, asi kız imajı yakışmış.

Tuğba Büyüküstün :

Kötü bir şey sözleyemiyoruz kendisine tabiki. Ama oynadığı rolü sevmedim. Paçalarından gereksiz bir idealizm akan gereksiz bir öğretmen tipi. Hani hepimizin okulunda olan.

Neyse devam.

Güven Kıraç :

Söze gerek var mı? Tabiki yok. Adam gibi adam. Hem de her rolde.

Okan Bayülgen :

Severdim ben bu adamı, tavrını. Tabi yakın zamanda gözümüzden düştü. Hayatının rolü de bu olsa gerek. Başkası oynasa olmazdı.

Zafer Algöz, Altan Erkekli, Ali Sürmeli de tuz olsun biber olsun tatlı niyetine ara ara gözlerimize değsin.

Anlayacağınız kadro da film kadar efsane.

Ha bi de cinci hocamız var. Onu da unutmamak gerek.

Repliklerle devam :

“hayat bazen zalim bir öğretmen gibidir, önce sınav yapar sonra ders verir”

 

“eylemlerimin ahlaki olup olmadığını onların hitap ettiği kitle belirler”

Suç ve Ceza

 

“bu sistem gol atcağım diye kaç gol yedi”

Tam burada şu videoyu izliyoruz :

 

Dur dur. Senaryoyu unuttuk.

Yiğit Güralp diye bir adam var orada. Uzun Hikaye, Dolu Dizgin Yıllar; en son da şu ara sinemada olan ve yaılmış en iyi Türk filmleri arasında gösterilen “Ayla” filmine el atmış.

Alkışlar Yiğit reyise.

Bir de müzikler.

Hepimizin bildiği müzikler sanki bu film için yapılmış gibi. Anlatamam izlemeniz gerek.

Kapanışımız tabi ki bir başka sahne ile. İzleyin bakalım :

 

Siz hala grinin elli tonu mu ? Gidin sütünüzü için. Uyku saatiniz geldi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir