Amin Maalouf | Semerkant

Not : 

Kitap tarih bilginizi sorgulatır. Ara durup “bu doğru mu?” deyip de araştırmazsanız sorun var. Körü körüne okumayın sakın.

“Israr üzerine okuduğum ama hiç de pişman olmadığım bir kitap” soracak olursanız diye “ısrar üzerine okuduğum ve hiç mi hiç pişman olmadığım bir kitap” buldum sizin için.

Amin Maalouf | Semerkant

Gerçi en baştan, kitabın kapağından başlamak gerek anlatmaya.

Kitabın pek çok baskısı var. Her baskıda da ister istemez farklılıklar oluyor. Çevirmen, dolayısı ile çeviri, ya da özellikle kapak.

Bendeki kapak daha güzel. “Semerkant” var kapakta. Ya da en azından öyle hissediyor insan. Muhtemelen kapaktaki “Kum Şehri” ya da “Alamut Harabeleri” ama olsun. Benin için o fotoğraf “Semerkant”ın tam da kendisi.

O fotoğrafı da koymayacağım buraya. Bulmak, hatta bulup da almak sizin göreviniz artık.

“Amin Maalouf” ismi üzerinde durmak gerek tabi.

Ama öyle wiki bilgileri ile de değil.

Kısaca anlatacağım, uzun uzadıya araştırmak da yine size kalacak.

“Amin Maalouf” fiziken batılı, aslen Doğu’nun bağrından kopup gelmiş bir Anadolu çocuğu.

“Anadolu çocuğu” değil tabi ama uzaklardan da değil. Beyrut’ta bizim nasıl olsa.

Diyor ya şair “Halet Urfa’dan; Beyrut Halep’ten daha uzak değil bize.” . 

Kitaba dönelim.

Kitabın arkadasında şöyle bir yazı var: 

“1072 yılında, Hayyam’ın Semerkant’ında başlayan ve 1912’de Atlantik’te bit(mey)en bir serüven”. 

“1000 yılın türküsü” konseri olmuştu bir zamanlar. Yaşı tutanlar hatırlar. Nedendir bilmem kitap bana hep onu hatırlatıyor bu yazıyı okuduğumdan beri.

“Ömer Hayyam” ve “Rubai” etrafında dönüp duran, “Hasan Sabbah ve fedaileri, sultanlar, vezirler, güç savaşları, medeniyet, kitap,….” ne ararsan var  kitapta.

Merak etmeyin kitabı anlatıp da tadını kaçırmayacağım. Üç beş not aldım onları yazıp geçeyim ben.

Kalanı sizde.

“Amin Maalouf | Semerkant” Notları

“Bana kötü deyip de kötülük edeceksen,
Yüce Tanrı, ne farkın kalır benden söyle…”

Daha sonra tekrar tekrar duyacaksınız bu rubaiyi kitapta. Her seferinde dert olacak Hayyam’ın başına.

“Eğer hamile bir kadın yolda bir yabancıyı görür beğenirse izin dahi almadan onun yemeğinden alır ki çocuk o yabancıya benzesin.”

Eski bir adet sanırım Doğu topraklarında. İlginç ve güzel geldi bana. Şaman adeti olabilir gibi geldi bana. Bizden bir şey gibi.

“Şarapla aralarında karşılıklı bir saygı oluştu”

Hayyam ve şarap. Ayrılmaz ikili.

“Simya neden suç sayılmıştır?”

Bu soru bana ait. batı da simya büyücülükle eş değerdi bir zamanlar çünkü bilmiyorlardı. Ama Doğu’da hep vardı simya. Barutta simyanın eseri değil miydi ? Merak ettim bunu. Bilen varsa paylaşsın.

“Salondan arkanı dönüp de çıkmak yasaktı. Saygınlığına düşkün bir sultan mı çıkarmıştı bunu, yoksa fazla kuşkulu bir ziyaretçi mi ?”

 

“bilinmeyen = şey = xey = X”

X’in hayatımıza nasıl girdiğini de öğrenmiş olduk. Doğu’da önce bilinmeyen, sonra bir şey, sonra şey, sonra da batıda sanırım kuzey dillerinde xey olarak yazılmaya başlamış. X de karar kılmışlar.

“…Hindu Tanrısı…”

Hayyam iltifat etmeyi, tasvir etmeyi iyi biliyor. Odasına gizlice giren kadın için söylüyor bunu.

“…beni dünyaya getirenin günahını taşıyamam. Aynı günahı bende başkasına yükleyemem…”

Hayyam’ın çocuk konusundaki düşünceleri.

“İran dağlarında üç adam gezmeye çıkmış. Karşılarına bir Pars çıkmış. Devrin en yırtıcı korkutucu hayvanıymış Pars. Süzmüş adamları, etraflarında dolaşmış, yollarını kesmiş en son.

Adamlardan birisi bağırmış, “ben buraların en zengin en güçlü adamıyım. Bu hükümdarlığı bir Pars’a kaybedecek değilim.” Ve salmış köpeklerini Pars’ın üzerine. Pars parçalamış köpekleri. Daha da sinirli bir halde atlamış adamın üzerine.

İkinci adam bağırmış. “ben buraların en bilgi adamıyım. Herkes bana, ilmime saygı duyar. Neden kaderimi bir Pars ile köpeklerin kavgasına bırakayım.” Kaçmış sonra. Ama ömrü boyu kaçmış. Pars’ın hep onu bulacağından korkarak yaşamış.

Üçüncü adam ellerini açmış Pars’a doğru ve yavaş yavaş yaklaşmış. “Hoşgeldin topraklarımıza yüce Pars. Arkadaşlarım benden zengindi, her şeylerini aldın, benden gururluydu aşağı ettin.” Hayvan büyülenmiş uysallaşmış. Adam sonra evcilleştirmiş Pars’ı. Bir daha da hiç bir Pars adama dokunmamış.

“Kavga günü geldi mi kimse onu durduramaz. Kimse ondan kaçamaz. Ama bazıları onu kullanmasını becerir. “

Üçüncü adam beni bile korkuttu. Kitabı okuyun gençler. Kimdir bu üç adam bulursunuz.

“Hayyam rasathanesinde beş günlük hava durumu raporu hazırlıyor”.

Günümüzde de beş günlük değil mi bu hava durumu raporları ? O günden kalma bir alışkanlık mıdır bu ? Buna kafam takılmıştı okurken.


Ya devamı ?

O da size kalsın.

Zaman ayırın, okuyun…!


 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir