ÖĞRENME MODELLERİ

ÖĞRENME MODELLERİ

 

Öğrenme modelleri, daha iyi bir öğrenme ve öğrenme süreçlerinin daha verimli hale getirmek için eğitimciler tarafından öğrenme süreçlerinin incelenmesi üzerine ortaya çıkmıştır. Bu çalışmalar her seferinde bir önceli öğrenme yönteminin de incelenmesi ile; eksik olduğu düşünülen noktaların ya da bir önceki yöntemde yeterince incelenmediği tespit edilen noktaların üzerinden durularak yeni bir yaklaşım ortaya konulması amaçlanmıştır.

Bunun yanı sıra öğrenme süreçlerine dair yapılan yeni araştırmalar ile ortaya çıkan yeni bilgilerin de ışığında daha önceli öğrenme modellerinin geliştirilmesi de bir diğer amaçtır.

Öğrenme modelleri bir zaman şeridi olarak sıralandığında da bu durum göze çarpmaktadır. Her bir model kendinden önceki modelin eksiklerini veya onun yeterince üzerinde durmadığı noktaları incelemiş ya da yeni bilgiler ışığında daha önceki modellerin geliştirilmesine katkı sağlamıştır.

Öğrenmenin tarihi kadar uzun bir zaman aralığında yapılan bu çalışmalar ile oldukça fazla sayıda öğrenme modeli geliştirilmiştir. Bu modellerden bazıları uzun yıllar boyunca geçerliliğini korumuş veya yeni modellere temel oluşturmuş olsa da bazıları kısa sürede yeni bilgiler ışığında daha kısa sürede uygulanabilirliğini kaybetmiştir.

 

 

Okulda Öğrenme Modeli (Caroll)

 

Caroll öğrenmeyi zamanla ilişkilendirmiştir. Yeterli zaman verildiği taktirde tüm öğrencilerin öğrenebileceği görüşünü ortaya koymuştur. Bu da bireysel farklılıkların çözümünün zaman olduğu görüşünü de ortaya çıkarmaktadır.

Caroll öğrenmenin; yetenek, hazır bulunuşluk, öğretim kalitesi ve vazgeçmemek (zaman tanımak, ısrar etmek) temelleri üzerine kurulu olduğunu belirtmektedir.

 

Tam Öğrenme (Bloom)

 

Bloom da Caroll gibi öğrencilerin yeterneklerinden ziyade onlara sunulan zaman ve öğretim kalitesi üzerinde durmaktadır. Öğrencilerin sahip oldukları yeteneklerin anlamsız olduğunu, yeterli imkan ve zaman sonucu tam bir öğrenme olabileceğini savunur.

Burada “tam öğrenme” herkesin her şeyi olması gerektiği gibi öğrenmesi anlamına gelir. Tüm öğrencilerin hedeflere ulaşabileceğini savunur.

Bloom öğrencilerin bilişsel ve duygusal olarak hazır olmaları üzerinde durmaktadır. Öğrencinin bilişsel hazır olma (hazırbulunuşluk) durumunu ilgili ders için gerekli alt yapıya sahip olma olarak tanımlar. Okula başlayan bir öğrencinin dil ve motor becerilerinin gelişmiş olması durumu buna örnektir. Duygusal hazır olma hali ise öğrencinin ilgisinin olması halidir. Öğrencinin derse dair merak ve istediği buna örnektir.

Bloom’a göre öğrenmenin gerçekleştirilebilmesi için gerekli aşamaları “Bloom Taksonomisi” adı altında sıralamıştır.

Buna göre; öğrenmeye başlamadan önce öğrencinin derse hazır bulunuşluğu (bilişsel ve duygusal durumu) incelenir ve hazır bulunuşluğunu artıracak çalışmalar yapılır. Öğrenciler arası farklılıklarını ortadan kaldırmak için gereken adımlar atılır. Böylece tüm öğrencilerin eşit şartlar altında başlaması sağlanır.

Öğrenme gerçekleşirken ise; öğrencinin öğrenme sürecine aktif olarak katılım sağlaması adına sürekli olarak dönütler alması, ipuçları ile yönlendirilmesi sağlanır.

Öğrenme bol örnek ile tamamlanarak pekiştirilir.

 

Öğretim Durumları Modeli (Gagne)

 

Gagne öğrenmeyi gözlenebilir bir davranış olarak tanımlamaktadır. Gagne’ye göre öğrenme zihinde gerçekleşir ancak gözlenebilir olmalıdır. Bu da hem zihinde gerçekleşen kısmı ile bilişsel yaklaşımı; hem de davranışa etki etmesi ile davranışçı yaklaşımı içermektedir.

Gagne’ye göre öğrenmeye başlamadan önce; öğrencinin dikkatini çekmek, ulaşılacak olan hedef hakkında bilgi verme, önceli öğrenmeleri hatırlatma gereklidir. Öğrenme sürecinde ise; materyal kullanımı ve kendi kendine öğrenmeyi sağlayacak şekilde yön göstermek önem taşır.

Öğrenmenin son kısmında ise; tüm sürece dair dönüt verme, eksiklerin tespit edilerek kapatılması ve bir değerlendirme yapılması şartı vardır.

Burada değerlendirmede esas olan bir sınav ya da nottan ziyade davranışın kazanıldığının tespit edilmesidir.

 

İşbiliğine Dayalı Öğrenme (Dewey)

 

Dewey, öğrenme için öğrencilerin de sorumluluk aldığı bir model ileri sürmektedir. Bu modelde; oluşturulan çalışma grupları ile öğrencilerin birbirleri ile bilgi paylaştığı ve sorumluluk aldığı bir ortam söz konusudur.

Dewey grupların oluşturulması aşamasına dikkat çekmektedir. Benzer bilişsel veya duyusal özelliklere sahip öğrencilerin bir arada olmasının önüne geçebilmek için heterojen grupların oluşturulmasını zaruri görmektedir.

Dewey’in ön gördüğü grup çalışmalarında belirlenen görevler öğrencilere dağıtılır; ancak her bir katılımcı sırası ile tüm görevleri yerine getirir. Bu sayede öğrencilerin her bir işi yapmış olası sağlanır. Bu sayede her öğrenci öğrenmenin her aşamasında kendisini gösterir.

Öğrenmenin ölçülmesinde süreç boyunca alınan bireysel puanların ortalaması grup puanı olarak kabul edilir. Bu da başarılı öğrencilerin daha az başarılı öğrencileri çalışmaya zorlaması, akran öğrenmesini ile sürecin desteklenmesini sağlar.

Dewey’in işbirlikli öğrenmesi daha sonra turnuva (yarışma), grup çalışmaları, ayrılıp birleşme gibi öğrenme modellerini de ortaya çıkarmıştır. Bu modellerde bir model ortaya koymaktan ziyade mevcut modele ait farklı uygulamalar geliştirilmesi söz konusudur.

 

Çok Zeka Kuramı (Gardner)

 

Gardner bireylerin farklı zeka türlerine sahip olarak dünyaya geldiğini savunmaktadır. Bu nedenle öğrenme de bu zeka kuramlarına uygun olarak gerçekleştirilmelidir. Zeka aynı zamanda çevre tarafından da desteklenmelidir. Bu yüzden, eğer zeka türüne uygun olarak öğrenme gerçekleştirilmez ise öğrencinin var olan zeka becerisini de kullanabilmesi münkün olmaz görüşünü savunmaktadır.

Matematiksel, görsel, ritimsel, bedensel, sosyal, sözel, doğacı zeka gibi zeka türleri üzerinden öğrenme sürecinin tasarlanmasını zorunlu görür.

Sınıfların zeka türlerine göre homojen bir yapıya sahip olması mümkün olmadığı için; bu durumun doğrudan bir şart ya da yargı olarak görülmemesinden ziyade; sınıfın durumuna uygun olarak birden fazla zeka türüne hitap eden eğitim materyalleri ve yöntemleri kullanılması gerektiğini söyleyen bir görüştür.

 

Yapılandırmacı Öğrenme (Piaget-Gestalt)

 

Bu eğitim modelinde doğrudan bir öğrenme-öğretme sürecinden ziyade öğrencilerin uygulamalar ile öğrenmesi söz konusudur. Öğrencinin daha önceki bilgileri, çevre ile iletişimi, birbirleri ile etkileşimi gibi durumlar büyük önem taşımaktadır. Öğrencinin bu bilgiler ışığında bilgiyi keşfetmesi temel amaçtır.

Bu modelde konuya dair temel kavramların öğrenciye verilmesinin ardından sahip olduğu bilgiler, gözlem ve iletişim becerileri, arkadaşları ile kurduğu iletişim üzerinden bilgiye kendisinin ulaşması beklenir. Keşfetmek ve dolayısıyla bilgiyi içselleştirmek amaçlanır.

Burada daha çok tümdengelim yaklaşımı kullanılır. Konuya dair temel bilgiler ile bir çatı oluşturularak ayrıntıları ve bilgi parçalarını kendisinin bulması sağlanır.

 

Kavram Haritaları – Zihin Haritaları – Balık Kılçığı

 

Kavram haritaları modelinde öğrencinin yeni bir bilgiyi daha önceki bilgileri üzerine inşa ederek bilgiye anlamlar yüklemesi söz konusudur. Bilginin öğrenci tarafından anlamlandırılması ve geçmiş öğrenmeler ile desteklenmesi ile daha kalıcı hale getirilmesi amaçlanır.

Zihin haritası yöntemi kavram haritası yöntemine benzer özellikle taşır. Burada farklı olarak öğrencinin önceki öğrenmeleri ile olan ilişkisi daha az önem taşır. Yeni bir bilginin bir harita oluşturularak alt bilgileri ile birlikte öğrenilmesi amaçlanır.

Balık kılçığı modelinde ise diğerlerinden farklı olarak öğrencinin grup çalışmalarının da yardımı ile haritayı kendisinin oluşturması, bilgiye dair tüm alt bilgilerin ve problemlerin olduğu bir harita oluşturarak öğrenmesi amaçlanır.

 

Kuantum Öğrenme

 

Kuantum alanında yapılan çalışmalar ile neden sonuç ilişkileri yeni bir boyut kazanmıştır. Bu çalışmalar sonuçların tek bir nedene bağlı olamayacağını, her bir nedenin birbiri ile etkileşim içerisinde olduğunu ortaya koymuştıur. Buradan hareket ile öğrenmenin de neden-sonuç ilişkisine indirgenemeyeceği, çoklu nedenler olabileceği düşüncesi ortaya çıkmıştır.

Bu modelde öğrencilerin hem zihinsel hem duygusal hem de fiziksel olarak tam bir bütün içerisinde değerlendirilmesi gerektiği savunulmaktadır.  Bu da öğrenmede farklı görüş ve düşüncelerin desteklenmesi, öğrencinin sahip olduğu zihinsel, duygusal, fiziksel niteliklere ve çevre ile olan etkileşimine bağlı olarak farklı düşünceler geliştirmesi gerektiği gerçeğini ortaya koymaktadır.

Buradan hareketle model bireylerin kendi düşünce biçimini geliştirmesini öngörür. Öğrenme süreçlerinde de bu gelişimi desteklemek adına; öğrencinin aktif katılımının desteklenmesi gerektiğini, kendi öğrenme sürecini yaratılmasında yön gösterilmesi gerektiğini ve eleştirel bir bakış açısı kazanması için desteklenmesi gerektiğini belirtir.

Kuantum öğrenmede öğretmenin amacı; öğrencinin sürekli aktif olmasını sağlamak, çevrenin öğrenmeye uygun olarak öğrenciye sürekli uyaran verecek şekilde düzenlemesini sağlamak olmalıdır.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.