Kuantum Öğrenme

“İnsan beyni mutlu olduğunda medeniyetin, mutsuz olduğunda vahşetin kurucusudur (Duman;2015).”

 

Beyin Nedir?

Beyin, sinir sisteminin merkezi olarak hizmet eden bir organıdır. Yani, tüm hayati faaliyetleri yöneten ve hayatımızı devam ettirebilmek için gerekli bilgileri depolayan, işleyen, harekete geçmemizi sağlayan organdır.

Temelde yağ, su, tuz, şeker ve proteinden oluşan beyin; görüntüde oldukça basit bir yapıya sahip olsa da çalışma şekli nedeni ile henüz tam olarak anlaşılamayan organlarımızdan bir tanesidir. Yakın geçmişe kadar işlevi konusunda çeşitli fikirler ortaya atılan ve ne işe yaradığı tam olarak anlaşılamayan beyin gelişen teknolojiler ve tıp alanında yaşanan gelişmeler ile birlikte daha anlaşılır bir hal almıştır.

Beyin, “nöron” olarak tanımlanan ve birbirleri ile elektriksel bağlantılar ile iletişim kuram hücrelerden oluşmaktadır. Bu hücreler arası elektriksel aktivitelerin anlaşılması ve takibi ile beynin çalışma şekline dair daha anlamlı sonuçlar elde etmemizi sağlamıştır (Jensen, 2000; Dwyer, 2002).

Gelişen teknoloji ile birlikte hayatımıza giren elektroensefalogram (EEG) cihazları ile beyin bizler için daha anlaşılır ve takip edilebilir hale gelmiştir. Bu cihazlar sayesinde nöronlar arası elektrik faaliyetleri gözlenebilir olmuştur. Bu sayede de bireyin herhangi bir etkinlik sırasında nasıl bir beyin aktivitesi gerçekleştirdiği anlaşılır olmuştur.

 

Beyin nasıl çalışır?

Beyin, dışardan gelen tüm uyarılara, duyu organları ile alınan girdilere, karşı bir tepki geliştirmektedir. Bu uyaranlar talamus olarak adlandırılan ve duyu organları ile beyin arasında bağlantıyı sağlayan bir yapı aracılığı ile gerçekleşir (Öztabağ, 1983). Bu elektriksel bağlantılar sinaps adı verilen bağlar kurulmasını sağlar. Gelen uyaranın çeşidi ve geliş şekline bağlı olarak sinapslar üzerinde kurulan bağlantılar düşük frekanslı veya yüksek frekanslı olabilir. Bu frekans aralıkları bilginin kalıcığını belirleyen temel durumdur (Öztabağ, 1983,79; Andreasen, 2003,67; Ornstein, 1990,74; Çorak, 1996,2).

Edgar Dale tarafından hazırlanan “yaşam konisi” bu uyaranlar ve kalıcılıklarına dair beyinde gerçekleşen öğrenme sürecini özetlemektedir (Şekil 1).

Şekil 1: Edgar Dale – Yaşam Konisi

 

Yaşam konisinde de görüldüğü üzere beyne giden uyaranların çeşitliliği ve eş zamanlı oluşu sinapslar arası bağları kuvvetlendirmekte ve aynı anda birden fazla nöron arasında bağlantılar kurulmasını sağlamaktadır. Bu da öğrenmeyi ve kalıcılığı artırmaktadır. Ayrıca, zengin uyaranlı ortamlarda yetişen canlıların daha çabuk öğrendikleri, hatta beyin kortekslerinde kg olarak bir artış olduğu saptanmıştır (Öztürk, 2001,34). Çoklu yaşantılar, hem sinaptik bağlantı sayısının artmasına hem de serabral korteksin kalınlaşmasına neden olmaktadır (Savant, 1998,22).

Beyin hücreleri olan nöronlar, genetik ve gelişimsel faktörlere bağlı olarak gelişmekte veya dönüşmektedir. Ancak genetik durumlar kadar çevresel faktörler de bu gelişime doğrudan etki etmektedir. Eğer nöronların yapısı ve işleyişinde bir aksama yoksa çevresel faktörlerle bağlantılar kurulabilir ve nitelikleri arttırılabilmektedir (Teber, 1997,216). Diamond, Scheibel, Murphy ve Harvey zenginleştirilmiş bir çevrenin daha çok sinirsel bağlantı ve daha çok glial hücre (nöron destekleyici) gelişmesine neden olduğunu tespit etmişlerdir.

Özellikle hücre düzeyinde yapılan son araştırmalar, yaşantıların sinaps örgütlenmesini etkilediğini daha çok kullanılan alıcıların (reseptörler) ulaştığı beyindeki duyum alanlarının haritasının değiştiğini, zengin yaşantıların korteks kalınlığını ve belli nörotransmitter (kimyasal taşıyıcılar) miktarını arttırdığını göstermekte ve bunların öğrenmeye etki eden yapısal değişimler olduğunu düşündürmektedir (Kolb, Whishaw, 1998, Slegers, 1997).

 

Eğitim Etkinliklerinin Düzenlenmesi

Beynin çalışmasına ilişkin bilgileriz arttıkça her alanda olduğu gibi eğitim süreçlerinde de beynin çalışma şekline uygun yaklaşımlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Beynin nasıl öğrendiği öğrendikçe; sınıf ortamlarının da yeniden düzenlenmesi gerektiği ortaya çıkmıştır. Öğretmenlerin sınıflarında öğretim etkinliklerini daha kolay ve yaratıcı özellikler kazandırması, bu yönde çözümler üretmesi de yine bir gereklilik haline gelmiştir.

Beynin çalışmasına ilişkin bilgiler ışığında öğrenme süreçleri analiz edilerek nasıl daha kalıcı ve verimli bir öğrenme gerçekleştirileceğine dair çalışmalar sonucu eğitim süreçlerinin temelde yapılandırmacı ve öğrenci odaklı eğitim yaklaşımları üzerine yeniden inşa edilmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır (Duman, 2011; Duman, 2010; Duman, 2008). Bugün, yalnızca kendisine sorulan bilgiyi alıp ezberlemeye çalışan değil, nasıl öğrendiğini bilen, öğrendiklerini anlamlandırabilen, eleştirel ve yaratıcı düşünebilen, bilgileri uygulamaya koyabilen bireylere gereksinim duyulmaktadır (Çengelci, 2005; Kurnaz, 2008; Sünbül, 2007; Yağlı, 2008).

 

Beyin Temelli Öğrenme Yaklaşımı

Etkili ve verimli öğretimi gerçekleştirme arayışlarına bağlı olarak ortaya çıkan Beyin Temelli Öğrenme; beynin nasıl daha iyi öğrendiği sorusuna verilen bir yanıttır (Jensen, 1998). Başka bir ifade ile anlamlı bir öğrenme öğretme süreci için her şeyden önce beynin işleyişinin benimsenmesini sağlamaktır (Caine ve Caine, 2002: 4). Bu anlamda, ne öğretelimden ziyade nasıl öğretelim sorusu ön plana çıkmaktadır. Yani, üründen ziyade süreç söz konusudur (Özden, 2005: 21).

Özellikle beyin dışsal sinir akımlarını alan ve ilgili merkezlere ileten talamus (duyu organlarından gelen nöronların beyin kabuğu ile ilişkisini sağlamakla görevli) ve hipotalamus (otonom sinir sistemi, endokrin sistem ve motivasyonla ilişkili nöral sistemle ilgili) hayatın ve öğrenmenin devamlılığını sağlayan biyolojik ana unsurlardır (Öztabağ, 1983, 83). Bu ağsı yapılar, hücreler arasında bağlantıyı sağlayarak uyanıklık durumunu yaratırlar. Dış çevreden ya da tüm beyin merkezlerinden gelen uyaranlarla uyanıklık için gerekli sinirsel gücü sağlarlar (Köknel, 1989,46). Beynin orta kısmında yer alan hipokamp ise belleğin merkezi durumundadır. Hipokamp bölgesi bilgilerin kalıcı belleğe geçip geçemeyeceğine karar veren merkezdir. Bu bölgede, sinapslar (nöron denen sinir hücrelerinin birbiri ile haberleştiği noktalar) yüksek frekanslı elektrik sinyalleri ile uyarılınca sinaptik bağlantıları güçlendirmektedir. Çeşitli öğrenme kanalları ile bize elektrik sinyalleri ile ulaşan veriler onlara verdiğimiz önem derecesine göre kaydolmaktadır. İlgilenmediğimiz ve anlamlı hale getirip pekiştiremediğimiz veriler ise düşük frekanslı elektrik sinyalleri şeklindedir. Bu sinyallerle zayıf sinaptik bağlar oluşmakta ve beyin korteksine (hardisk) kayıt işlemi yani öğrenme gerçekleşmemektedir (Öztabağ, 1983,79; Andreasen, 2003,67; Ornstein, 1990,74; Çorak, 1996,2).

 

Kuantum Öğrenme

Kuantum, atom, çekirdek, nükleon, temel parçacıkları inceleyen bir fizik konusudur. Bu kavram olasılıklar üzerine kurulmuştur (Taşkan, 2005) ve bildiğimiz kavramları yeniden tanımlamamıza neden olmaktadır.

Kuantum öğrenme ise, Georgi Lazanov tarafından geliştirilen hızlandırılmış öğrenme teknikleri ve beyin uyumlu öğrenme teknikleri olarak tanımlanabilmektedir. Farklı zeka türlerinin olduğunu ve başarı için bu farklılıkların göz önünde bulundurulması gerekliliğini tanımlamaktadır. Ayrıca yalnızca akademik başarı değil, yaşam boyu öğrenme ve günlük hayatta kullanılan bilgilerin öğrenilmesini de kapsamaktadır.

Kuantum öğrenmede; bazı prensipler söz konusudur :

  1. Bütüncül ol,
  2. Hatalar başarıya götürür,
  3. Güzel amaçla,
  4. Hedefine odaklan,
  5. Kendini idealine ada,
  6. İşini sahiplen,
  7. Esnek ol,
  8. Dengeli ol.

 

Kuantum öğrenmede bir diğer önemli husus da iletişimdir. İletişim becerisi gelişmiş bireylerin çevresi ile olan etkileşimi, çevresinde de öğrenme sağlaması ve hayata uyum sağlama, çıkan problemleri çözme gibi becerilerini de geliştirme imkanı artacaktır. Problem çözme becerilerinin gelişmesi de yaşam boyu karşılaşılacak problemleri çözmek için disiplinler arası daha önceki öğrenmeleri kullanma yetisi kazandıracaktır.

Bu öğrenme modelinde sonuç değil süreç söz konusudur. Sürecin yönetilmesi için ise; birinci adım hedef belirleme; ikinci adım; planlama ve fikir geliştirme olarak tanımlanabilmektedir. İkinci adım ile farklı fikirler ortaya konulması ve probleme farklı yaklaşımlarla çözüm aranması sağlanmış olacaktır. Üçüncü adım ise planlamadır. Yapılacak olan işlemlerin sıralaması ve izlenecek yol bu adım ile ortaya konulmaktadır.

Kuantum öğrenmeye dair VosGroenendal tarafından yapılan bir çalışmada sürece dahil olan katılımcıların öğrencilerin akademik başarılarında %73 oranında artış gözlemlenmiştir (Le Tellier ve Deporter, 2002:I.5). Yine Barlas (2002) tarafından yapılan çalışmalarda öğrenciler geleneksel eğitim ortamlarında yer alan öğrencilere göre akademik olarak daha başarılı olmuşlardır. Benn (2003), Demirel (2004) gibi araştırmacılar tarafından yapılan çalışmalarda da yine kuantum öğrenmenin akademik başarıya olan olumlu etkisi gözlemlenmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAKLAR

  • Duman, B., Neden Beyin Temelli Öğrenme, Pegema Yayınları, Ankara, 2007, s. 358.
  • Jensen, E. (2000). Brain-Based Learning. San Diego, California: The Brain Store.
  • Dwyer, B. M. (2002). Training Strategies for the Twenty-First Century: Using Recent Research on Learning to Enhance Training. Innovations in Education and Teaching International, 39(4), 265-270.
  • Çengelci, T. (2005). Sosyal Bilgiler Dersinde Beyin Temelli Öğrenmenin Akademik Başarıya ve Kalıcılığa Etkisi. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Anadolu Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Eskişehir.
  • Kurnaz, A., Sünbül, A. M., Sulak, S. ve Alan, S. (2005). Proje Tabanlı Öğrenme Yöntemi İlkeleri Açısından İlköğretim 4. ve 5. Sınıf Fen ve Teknoloji Dersi Programının İncelenmesi. 18 Kasım. I. Ulusal Fen ve Teknoloji Eğitiminde Çağdaş Yaklaşımlar Sempozyumu, Ankara.
  • Sünbül, A. M. (2007). Öğretim İlke ve Yöntemleri. Konya: Çizgi Kitabevi.
  • Yağlı, Ü. (2008). Beyin Temelli Öğrenme Yaklaşımının İngilizce Dersinde Akademik Başarı ve Tutuma Etkisi. Yayımlamamış Yüksek Lisans Tezi. Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Zonguldak.
  • Öztabağ, L, (1983). Psikolojide İlk Adım. İstanbul: İnkılap/Aka Yayınları
  • Andreasen, C, N, (2003). Cesur Yeni Beyin. Çev. Yıldırım B. Doğan, İstanbul: Okyanus Yayınevi.
  • Ornstein, E, R, (1990). Yeni Bir Psikoloji. Çev. Erol Göka, İstanbul: İnsan Yayınları.
  • Çorak, A, (1996). Kolinerjik Sistemin Öğrenme Ve Hafıza İşlevlerindeki Rolünün İncelenmesinde Hemikolinyum –3 ve Analoğu A-4 Ün Kullanılması, İstanbul: Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Bilimde Uzmanlık Tezi.
  • Öztürk, O, (2001). Ruh Sağlığı ve Bozuklukları. Ankara: Nobel Tıp Yayınları.
  • Savant, M, Fleischer, L, (1998). Beyin Geliştirme, Çev. Cem Şen, İstanbul: İm Yayıncılık.
  • Teber, S, (1997). Davranışlarımızın Kökeni. İstanbul: Say Yayıncılık.
  • Kolb, B, Whishaw, I, Q, (1998). Brain Plasticity and Behaviour. Annual Review of Psychology, 49, 43-64.
  • Slegers, B, (1997). Brain Development and its relationship to early childhood education. Paper presented at the EDEL 695 Seminar in Elementary Education, Long Beach, CA.
  • Taşkan, M. (2005). Kuantum Fiziği. http://fizik evreni.sitemynet.com(12.11.2005)
  • LeTellier, P., J. ve DePorter, B. (2002). Quantum Learning For Teacher. Learning Forum Publication, Oceanside, California, 5
  • Barlas, L. ve ark.(2002). How Quantum Lear-ning Teaching Strategies Affect Learners. www.qln.com(02.01.2006)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.