Yazar arşivleri: arikan

Freud Ve Öğretisi | Stefan Zweig

Stefan Zweig da kim ordan başlayalım.

Bu da çok mu temel oldu ? Neyse idare edin çok uzun sürmeyecek.

Adamımız, yani yazarı ilk kez satranç kitabı ile tanımıştım. İlginç, farklı bir anlatımı var. Bitmeyen hikayeleri sevmem çok. O kadar oku oku oku sonunda hiç bi şey yok.

Ayıp ama, bi yere bağla da kapatalım konuyu. Yazık günah, hikaye yazıp durdurma bizi.

Neyse.

Velhasıl, bitmeyen hikayeleri sevmem, ama satranç güzel kitaptı.

Yazarın Freud kitabını da görünce bi alayım okuyayım dedim.

Malum algıda seçicilik var; ya da mesleki dikkat de diyebiliriz.

Aradığımı bulamadım kitapta.

Kitabın tam açıklaması şu :

“Freud’u çok seviyorum, tabi büyük de bilim admı. Dur ben de anlatayım, hayranlığımı, övgülerimi belirteyim de alem bilim adamı görsün. “

Abarttım yine farkındayım. Ama durum bu.

Hiç mi iyi bi şey yok ?

Var, olmaz mı.

Başlıyoruz :

Freud’u sapık görenlerden birisiyim bende. Adam saf sapık. Ya da her insanın bir sapık olduğu gerçeğine inanıyor. Ama kitapla beraber taktir edecek bir kaç yanını da görmüş oldum.

Hiç hasta olmuyor mesela. İyi bakıyor kendine. Çünkü çalışması gerek. Aksamaması gerek.

Çok çalışkan adam. Arkadaşları ile eğleneceği saati de çalışacağı saati de ders anlatacağı saati de çocuk yapacağı saati de hiç değişmiyor.

Son kısmı ben ekledim ama ne alaka demeyin. Açıklayayım: altı çocuğu var. Bu kadar yoğun bir adam altı çocuk.

Lafın tamamı aptala söylenir derler.

Devam.

Kitapta benim için mevzuu Freud değil son tahlilde. (nerden aklıma geldi şimdi bu kelime bilemedim).

Psikanalizin doğuşu, Freud’un çalışmaları ya da her ne merak ediyorsanız açıp okuyun. Ben ahlak kavramına takıldım.

Bunu anlatmak biraz zor, o yüzden kitaptan cümleler ile devam edelim.

“bir güç için en büyük ölçü, yendiği dirençtir”

Al bunu şimdi Savaş Sanatı’na koy, her türden ideoloji kitabına koy, çocukların ilkokul fişlerine koy, koy nereye istersen. Dilediğin gibi anla.

Yazar burda ahlak kavramı, ahlak baskısı ve toplumsal kurallar üzerinde dururken kullanıyor cümleyi.

“Ahlakı ve ahlakın gereğini değil, onu kalıplar içerisine sokmak düşüncesini karşımıza alıyoruz”

Bak bu cümle ile “Freud’u yanlış mı anlıyordum acaba ben” diye düşünüyordum ki çıktım hipnozdan. Benim için hala sapık.

Devam.

“Kültür burcuna hoşgörü bayrağı asıldığı an bireyin ahlak anlayışına karışmak hakkı kaybolur.”

Al sana yüzyıllık sosyolojik bir tespit.

“Devletin istediği toplum yasalarına uymaktır. Ahlaklı olup olmamakla ilgilenmez.”

Siz bunu bi düşünün bir ara tekrar üzerinde dururuz.

“19 yüzyıl düşüncesini Kant değil Cant oluşturmuştur.”

Düşünmeye devam edin.

“Sıkıcı, üzücü, utanç verici ne var ise yanından hızlı adımlarla uzaklaşmaktır 19 yüzyıl ahlak anlayışı.”

Altına, üstüne, sağına, soluna imzamı atarım.

Meselenin özü:

Kitabı almayın, paranıza yazık. Açın ilk otuz sayfasını okuyun bir kitapçıda; sanki karıştırıyor, almaya niyetleniyor gibi; ayak üstü, 15 dakikanızı alır. Sonra koyun yerine. 

Toprak Atmaya Geldim

“…yok ben dergi takip etmiyorum.”

Etme güzel kardeşim; takip etsen ne anlayacaksın.

Ne işe yarayacaklar zaten. Gereksiz para. Sen git telefonundaki oyunlara ver paranı. Yeni bi kılıf al mesela. Dürüm yeme öğlen yemeğinde, git köri soslu tavuk ye. Kantin de içme çayını, bardağına 5 lira ver ki için rahat etsin.

Hatta git araba al. Kolay mı her hafta arayacaksın, bulacaksın, alacaksın. Tanesi 10 liradan ayda 40 lira. Yazık günah.

Geleneksel hale gelen “21. yüzyıl gençliğimizin üzerine toprak atma törenimiz” de tamamlandığına göre artık konumuza dönebiliriz.

Son dönemde gördüğüm en iyi kapak bu olsa gerek. Helal sana Bülent Parlak. 

Tabi bir de şu aşağıda gördüğünüz kapak var ki ben de etkisi başkadır.