Kategori arşivi: Çağatay’dan

Zinciri Kırma / İlk Halka

Kimdir Fatih Arıkan ?

Herhangi bir  ve diğerlerinden hiç farkı olmayan bir buluşmamızda ; bir şeyler yapmamız lazım artık Çağatay diyerek , hiçbir şey yapamasam da en azından bildiklerimi yazarım diye aklıma bu fikri düşüren ; saatlerce saçmalayıp kafa açmanıza rağmen “evet aslında doğru söylüyorsun , bak bir de olayın şu yönü var diyen” her türlü konuda sohbet edebildiğim; “Bizim bir öğretim görevlisi arkadaş var “ diyerek bahsettiğim ve ilerde farklı şeyler yapacağımıza en azından yapmaya çalışacağımıza emin olduğum kişilik.

Peki sen kimsin kardeşim demiş olabilirsiniz.

Her hafta konusu hiçbir şekilde önemli olmayan düşüncelerimi hiç olmazsa izlediğim bir film okuduğum bir kitap dahi olsa, kelimelerin anlamları döndürdüğü kadar buraya yazacak olan, Bilgisayar Öğretmeni – evet Fatih’in aksine devlette beni öyle görüyor- olduğu halde bilgisayarı sevmeyen ve 4 yıl okuduğu okulu “Hocam şu yazıcı çıktı vermiyor bir bakar mısınız ?” sorusu için okuduğu  -devlet tarafından öyle görünüyor-  için içerlenen,  öğretmen olarak atandığı okula “ilk gün ders mi olur yea” deyip okula gitmeyen , “bu hayatta onun yerinde olmak isteyenlerin zannettiği yerde olmayan sıradan bir kişilik.

Bu haftasonunu Sabahattin Ali’nin İçimizdeki Şeytanı’nı okuyarak geçirdim. Büyük ihtimal tekrar kere okuyacağım ve altını çizeceğim can alıcı cümleler anlamlarını bulacaklar. Blogtaki ilk yazı o zaman bir Sabahattin Ali alıntısı olsun; hatrım kalır darılırım yoksa.

Sözde İdealciler üzerine ;

“Azizim diye sormuştu ?”: “Sen tıbbiye bitirince ne yapacaksın ? Köy mi gideceksin?”

Öteki birdenbire boş bulunarak:

“Ne münasebet ! “ dedi. Sonra, pek ustaca olmayan bir ricat yaptı. “ Mamafih , icap ederse giderim !”

“İcap etmesi nedir? Nasıl icap eder? Köyün doktora ihtiyacı var ! Sen gitmek istersen kimse de mani olmaz. Ne bekleyeceksin ?”

Çocuğun cevap vermeye hazırlandığını görünce devam etti:

“ Hiçbir şe söyleme iki gözüm. İtirazlarını senden evvel ben sayıvereyim : Köylere gitmeden evvel birçok şehirlerimize bile doktor lazım!.. Köylerde, vesait noksanı yüzünden kâfi derecede faydalı olamayız. Bu kadar tahsili ve yurdun bizde tecelli eden emeğini mahdut bir mıntıkada ziyan edemeyiz!.. Değil mi ? Pekâlâ, ben de size hak veriyorum, öyleyse ne diye feragat makaleleri , köylüye destan yazıp duruyorsunuz ? Bak , ben sana, senin neler istediğini sayıyım: Evvela, bütün muvaffakiyetinin başı olarak büyük bir iltimas arayacaksın… İtiraz etme , bal gibi arayacaksın. Hatta , eğer son sınıflara yaklaştıysan aramaya başlamışsındır bile…  Ondan sonra memleketin göz önünde bir yerine tayin olunmak… İhtisas yapmak imkanlarını elde etmek… Sonra para kazanmak: Bol bol,a vuç avuç , çılgınlar gibi para kazanmak.. Sonra güzel bir karı almak… Kafaca anlaşacağın ve ruh ruhuna uygun bir kadın değil! Herkes gördüğü zaman ‘Aman bakın , falancanın ne enfes karısı var!’ desin yeter!.. Yalnız bu noktada idealistsiniz; ve maddi menfaatler ve rahatlar haricinde yegâne manevi zevkiniz budur: Güzel karı alıp herkese parmak ısertmak.. Sonra otomobil, apartman… Daha sonra göbek , poker , vesaire… Hayatınızı gözümüzün önüne serilmiş gibi görüyorum, bir şey dediğimde yok pekâlâ! Demek ki böyle icap ediyormuş , böyle olsun… Fakat bu istikbale hazırlanırken şu yaptığınız işler tarzındaki bir mukaddemeye ne lüzum var ? Yarın yaşlanınca eşe dosta :” Gençliğimizde çok idealisttik ama hayat insanı değiştiriyor… Şimdi realist olduk… ‘Ah o ateşli günler!’ diyebilmek için mi? Bu kısa gevezelik devrine sırtınızı vererek bundan sonraki hayatınızın kepaze ve boş mahiyetini mazur göreceğinizi mi ümit ediyorsunuz?”

Bu satırları okuyunca aklıma üniversite de pek sevmediğim , bir hocanın sözleri geldi: “ Bu dersleri dinlemenize gerek yok nasıl olsa bu bilgileri önemsemeyip, plastik bir kart için (maaş kartı) boş bir ömür geçireceksiniz.” demişti. Ciddi şeklide kavga etmiştim. Nasıl olur da bize bu sözleri söylersiniz diye? Ama bu sözlerin o zaman acı bir durumun analizi olarak değil de hakaret olarak algılamıştım. Şuanda o hocamı o kadar iyi anlıyorum ki ,sonuna kadar haklıymış. Bizler sadece idealist olarak görünmeyi ve vicdanımızı rahatlatmaya o kadar alışır olmuşuz ki ; “ideallerimiz(!)” olmasına rağmen her devir – her sistem değiştiğinde hemen o sisteme alışık devam edebiliyoruz.

Çünkü sistem değişiyormuş gibi görünse de aslında değişen hiçbir şey yok. Sistem plastik bir kart üzerine kurulu ve öylede devam edecek…



Çağatay ? O kim ki ?

Çağatay ? O kim ki ?
Yaşadığımız yüzyılın maaşını haketmeye çalışan nadir öğretmenlerindendir kendisi. Koca bir ilçenin de tek bilgisayar öğretmeni. (Bir tane daha varmış ama gören olmadı henüz.)

Geçen haftasonu biraz gezeyim diye çıktım yola, bir de baktım olmaktan korktuğum yerdeyim. Şaka şaka, Çağatay’ın yanındayım.

Muhabbetimizi paylaşıyoruz tamam da resmen dertleri de paylaşıyormuşuz. Bir ara uzun uzun anlatırım size neler oldu, neler konuştuk.

Şimdilik bilmeniz gereken tek şey; artık her pazar hem Çağatay, hem de ben başınızı ağrıtacağız.

Ben yine uzattım, en iyisi bu haftanın ilk paylaşımını yapayım artık.

Okuyun gençler, adam bam teline dokunuyor.