Kategori arşivi: Kişisel

Bir De Uzaktan Eğitimciler Var !

Korona malum. 

Uzun uzun anlatmaya gerek yok.

Kim hasta, kaç kişi iyileşti, hepsini söylüyor bakan her akşam, bakarsınız oradan.

Bir de sağlıkçılarımız var. Doktoru, hemşiresi, hasta bakıcısı, temizlikçisi fark etmez. Hepsi insan üstü çalışıyor, hepsini tüm Türkiye ayakta alkışlıyoruz. 

Buraya kadar herkesin malumu zaten. Ayrıntılara inip de zamanınızı çalmayayım.

Biz konumuza gelelim.

Görünmeyen bir grup kahramana. 

Uzaktan Eğitim Uygulama Ve Araştırma Merkezi (UZEM) çalışanları !

Şu an deli gibi çalışan, gecesini gündüzüne katan bir diğer grupta UZEM çalışanları.

Bir kaç gün içerisinde, normalde “mümkün değil” diyerek kestirip atacakları bir işi, bulundukları üniversitelerin tamamını sanal ortama taşıyan, hem öngörülemeyen hesaplanamayan ihtiyaçlar için  teknik alt yapıyı hazırlayan, hem de belkide hayatında hiç bu tür sistemler kullanmamış olan binlerce hoca ve öğrenciyi sisteme dahil etmeyi başaran bir avuç çalışan.

Bir avuç dedim diye kızmayın. Ama yapılan işe, iş yüküne bakınca çalışan sayısı bir avuç bile kalmıyor.

Bir de BÖTE kısmı var bu işin.

Hani şu “bizim torun tablet işini çözdü zaten” diyerek atamaları durdurulan, açıkta kalan Bilgisayar Ve Öğretim Teknolojisi Öğretmenliği. 

Kim bu UZEM’dekiler?

İhtiyaç yok denilerek emekleri çöpe atılan BÖTE’ciler. 

Rumeli, Gelişim, OMÜ, Amasya, Sakarya, ve daha sayamadığım bir sürü yerde eğitimlerin devam etmesini sağlayanların büyük bölümü BÖTE mezunu.

Hem öğretmen, hem teknik adam, hem her şey. 

Koca ülkenin eğitim işini tam da bu insanlar yapıyor şu an.

Birilerinin gözüne sokmak gerek. Kimse oturduğu yerden teşekkür etmeyecek yoksa bu insanlara.

Gece gündüz derken şaka yapmıyordum.

Şu an görünmeyen yerlerde UZEM çalışanları evlerine gitmeden, belki uyumadan çalışmaya devam ediyor.

Birileri görmeli, bir kez olsun teşekkür etmeli. 

Tamam hayat kurtarmıyoruz, sağlıkçı o güzel insanlarla yarışa girecek halimiz de yok.

Ama hayatın akmasını sağlayan, üstelik eğitim gibi hayati bir konuda hayatın akmasını sağlayanlar bu insanlar.

Nacizane iletişim kurabildiğim tüm UZEM çalışanlarına bir UZEM çalışanı olarak önce ben teşekkür edeyim: 

  • İstanbul RUMELİ Üniversitesi UZEM
  • İstanbul GELİŞİM Üniversitesi UZEM
  • Ondokuz Mayıs Üniversitesi UZEM
  • Trakya Üniversitesi UZEM
  • Akdeniz Üniversitesi UZEM
  • Amasya Üniversitesi UZEM
  • Işık Üniversitesi UZEM

Hepinizin eline, emeğine sağlık.

İyi ki varsınız.

Eğitim Hayatı Üzerine

Şöyle bir hikaye hatırlıyorum :

Çocuk okula başlar, ilk günün sonunda bıkkın şekilde eve döner babasına sorar;

-Baba, daha kaç gün okula gitmem gerekiyor ?
+İnanmayacaksın oğlum ama daha 20 yıl var.

Alın size bir hikaye daha : 

Sinan Çetin’in oğlu küçük yaşta çok güzel resimler çizer. İlgisini çeker tabi babasının. Hemen bir bilene gidilir : 

-Hocam, bizim çocuk çok güzel resim çiziyor. Ne yapalım ?

+Bol bol kağıt kalem al çizsin. Okula başlayınca zaten körelecek. 

Devam…

Vazgeçtim devam etmiyorum. 

Anlayana sivrisinek saz….

Freud Ve Öğretisi | Stefan Zweig

Stefan Zweig da kim ordan başlayalım.

Bu da çok mu temel oldu ? Neyse idare edin çok uzun sürmeyecek.

Adamımız, yani yazarı ilk kez satranç kitabı ile tanımıştım. İlginç, farklı bir anlatımı var. Bitmeyen hikayeleri sevmem çok. O kadar oku oku oku sonunda hiç bi şey yok.

Ayıp ama, bi yere bağla da kapatalım konuyu. Yazık günah, hikaye yazıp durdurma bizi.

Neyse.

Velhasıl, bitmeyen hikayeleri sevmem, ama satranç güzel kitaptı.

Yazarın Freud kitabını da görünce bi alayım okuyayım dedim.

Malum algıda seçicilik var; ya da mesleki dikkat de diyebiliriz.

Aradığımı bulamadım kitapta.

Kitabın tam açıklaması şu :

“Freud’u çok seviyorum, tabi büyük de bilim admı. Dur ben de anlatayım, hayranlığımı, övgülerimi belirteyim de alem bilim adamı görsün. “

Abarttım yine farkındayım. Ama durum bu.

Hiç mi iyi bi şey yok ?

Var, olmaz mı.

Başlıyoruz :

Freud’u sapık görenlerden birisiyim bende. Adam saf sapık. Ya da her insanın bir sapık olduğu gerçeğine inanıyor. Ama kitapla beraber taktir edecek bir kaç yanını da görmüş oldum.

Hiç hasta olmuyor mesela. İyi bakıyor kendine. Çünkü çalışması gerek. Aksamaması gerek.

Çok çalışkan adam. Arkadaşları ile eğleneceği saati de çalışacağı saati de ders anlatacağı saati de çocuk yapacağı saati de hiç değişmiyor.

Son kısmı ben ekledim ama ne alaka demeyin. Açıklayayım: altı çocuğu var. Bu kadar yoğun bir adam altı çocuk.

Lafın tamamı aptala söylenir derler.

Devam.

Kitapta benim için mevzuu Freud değil son tahlilde. (nerden aklıma geldi şimdi bu kelime bilemedim).

Psikanalizin doğuşu, Freud’un çalışmaları ya da her ne merak ediyorsanız açıp okuyun. Ben ahlak kavramına takıldım.

Bunu anlatmak biraz zor, o yüzden kitaptan cümleler ile devam edelim.

“bir güç için en büyük ölçü, yendiği dirençtir”

Al bunu şimdi Savaş Sanatı’na koy, her türden ideoloji kitabına koy, çocukların ilkokul fişlerine koy, koy nereye istersen. Dilediğin gibi anla.

Yazar burda ahlak kavramı, ahlak baskısı ve toplumsal kurallar üzerinde dururken kullanıyor cümleyi.

“Ahlakı ve ahlakın gereğini değil, onu kalıplar içerisine sokmak düşüncesini karşımıza alıyoruz”

Bak bu cümle ile “Freud’u yanlış mı anlıyordum acaba ben” diye düşünüyordum ki çıktım hipnozdan. Benim için hala sapık.

Devam.

“Kültür burcuna hoşgörü bayrağı asıldığı an bireyin ahlak anlayışına karışmak hakkı kaybolur.”

Al sana yüzyıllık sosyolojik bir tespit.

“Devletin istediği toplum yasalarına uymaktır. Ahlaklı olup olmamakla ilgilenmez.”

Siz bunu bi düşünün bir ara tekrar üzerinde dururuz.

“19 yüzyıl düşüncesini Kant değil Cant oluşturmuştur.”

Düşünmeye devam edin.

“Sıkıcı, üzücü, utanç verici ne var ise yanından hızlı adımlarla uzaklaşmaktır 19 yüzyıl ahlak anlayışı.”

Altına, üstüne, sağına, soluna imzamı atarım.

Meselenin özü:

Kitabı almayın, paranıza yazık. Açın ilk otuz sayfasını okuyun bir kitapçıda; sanki karıştırıyor, almaya niyetleniyor gibi; ayak üstü, 15 dakikanızı alır. Sonra koyun yerine. 

Toprak Atmaya Geldim

“…yok ben dergi takip etmiyorum.”

Etme güzel kardeşim; takip etsen ne anlayacaksın.

Ne işe yarayacaklar zaten. Gereksiz para. Sen git telefonundaki oyunlara ver paranı. Yeni bi kılıf al mesela. Dürüm yeme öğlen yemeğinde, git köri soslu tavuk ye. Kantin de içme çayını, bardağına 5 lira ver ki için rahat etsin.

Hatta git araba al. Kolay mı her hafta arayacaksın, bulacaksın, alacaksın. Tanesi 10 liradan ayda 40 lira. Yazık günah.

Geleneksel hale gelen “21. yüzyıl gençliğimizin üzerine toprak atma törenimiz” de tamamlandığına göre artık konumuza dönebiliriz.

Son dönemde gördüğüm en iyi kapak bu olsa gerek. Helal sana Bülent Parlak. 

Tabi bir de şu aşağıda gördüğünüz kapak var ki ben de etkisi başkadır.