Etiket arşivi: bergen filmi

Ve Bergen İzledim !

Aylar sonra insan içine karışan ben kendimi hemen bir AVM’ye attım. Starbucks senin D&R benim, alışveriş senin yemekler benim deli gibi alış veriş yapmadım tabi. Hiç bana göre değil. Starbucks’ı da yanlış yazdım muhtemelen. Düşün o kadar yabancıyım bu işlere.

Bana çay olsun, olmadı kalitesiz bir kahve (o da 3’ü 1 arada gelir kesin), biraz yürü, azıcık dolaş bitti gitti. Ama bugün kendimi aştım. Sinemaya gittim. Otobüs beklerken harcayacak fazladan 3 saatim vardı en iyi seçenek de sinemaydı.

Anlayacağınız onu da isteyerek yapmadım. “sinemaya gideyim” diyerek çıkmadım yola. Ulan bu da mı gol değil be ! Mecburen sosyalleşiyorum resmen.

Neyse, üç saati harcamanın en mantıklı hali sinemaydı, merak da etmiştir filmi ben de gittim.

Uyarı !

Bergen izleyecekseniz beklentilerinizi düşürüp izleyin.

Emek verene, oyuncuya, işe eli değmiş kimseye değil lafım. O kadar kendini bilmez değilim. AMa bi şeyler eksikti filmde.

Mesela; çocukluğunu görüyoruz, bi mandolin var çok önemli. Ama filmde sıradan bi ürüne dönüşmüş.

Annesi ile derme çatma bir yere taşınıyorlar, evi tek plan hızlıca görüp geçiyoruz. Aynı şekilde hayatın zorlukları, yokluk, fakirlik var ama göremiyoruz filmde. Bir kaç replik dışında bunu ifade eden hiç bir şey yok. Sanki kötü bir evde oturan ama fakir mi değil mi çok da anlayamadığımız bir anne kız.

Okulu kazanıyor, eve geliyor, “anne kazanmışım”. Bitti bu kadar. Onu çalıştıran hocası orada ama heyecanla sarılmak, havalara uçmak, teşekkür etmek yok. Şan derslerini almış, ama nasıl aldı belli değil. Hoca hayatına nasıl girdi belli değil. Müziği hayatına sokan kadın iki kere göründü bitti.

Fakir kızımız eve gelip “ben çello istiyorum” diyor. 16 bin liraymış. 16 bin lira ne demek anlaşılır değil. Anne bir yerde “seneye alırız” diyor da bi şeyler anlıyoruz.  Ha bi de fakir ailemiz çello alıyor. Dersleri için gerekiyormuş.

Bir çello görüyoruz bir yerlerde. Dükkana girer girmez hop eline alıyor. Tipine mi bakıyor rengine mi kanıyor. Nasıl seçiyor onu. Bir görme anı, çello ile bir bakışma, bildiği gördüğü bir marka olsun “aaaaaaa” diye şaşırsın. Hiç biri yok. Bir dükkana giriyor, rastgele bir çello beğeniyor biz oradan anlayacağız ki aşık olmuş çelloya. Düşün ismini alıyor daha sonra. O kadar önemli aslında. Ama vasat bir sahne ile geçiyoruz.

Kezzap sahnesi de öyle, adamla evlendiği sahne de. Neredeyse hepsi böyle. Süreyi kısaltmak için sahneleri çıkarmış gibiler. Dizilerde olur ya geçen haftanın özeti diye 2 saatlik diziden önce 45 dakika özet yayınlarlar. Filmde de bunu sezdim. Birisi filmi izlemiş, bazı sahneleri kesmiş bize vermiş gibi.

Hele sahte nikahın ortaya çıktığı bir yer var. Ben anlamadım o sahneyi. Bankada bir sahne izliyoruz, arkadaşı bir adama bakıyor ve sahne bitiyor. Durumu Bergen’e anlatırken anladım anladım ne olduğunu.

Hepsini sayamam tabi, ama filmin tamamında bir hamlık vardı. Burada hamlık derken acemilikten falan bahsetmiyorum onu da yanlış anlamayım. Ama olmamışlık var biraz. Kopuk kopuk gidiyor hikayeler. Kız adamla buluşuyor, gelinlikle eve dönüyor. Bi kaç saniyelik düğün sahnesi de var. Düğün gibi bir şey daha çok. El ele insan içine çıkıyorlar üzerinden gelinlik. Ne ara hazırlık yaptınız, altınları aldınız, gelinlik giydiniz, insanları topladınız. Bu kaç gün sürdü. Sanki yarım saat önce evden çıktı yarım saat sonra eve döndü ama paralel evrende 2 hafta geçmiş gibi.

Hayatının bir bölümünü anlatmıyor film. Tüm hayatını da anlatmıyor. Bir sürü olay parça parça çekilmiş, ard arda sıralanmış film olmuş.

Hele zaman algısı hiç yok. Ne zaman gerçekleşti, yıl kaç belli değil.

Çocuk yaşta diyor, gençliğin gitti diyor, ama Bergen’in yaşını, olayın yılını takip etmek mümkün değil.

İzlemeye değer, zaman ayırın, bu hayatlar kıymetli, bu filmler emekler daha kıymetli. Ama başta dediğimi tekrar ediyorum, beklentinizi düşürün.